Kemal Koçöz
Kemal Koçöz
Giriş Tarihi : 22-12-2019 17:37

Menemen Olayı Ve Şehit Kubilay

   Cumhuriyet karşıtı derviş Mehmet ve birkaç adamının, hilafet özlemcisi ve (belki de) Sevr yandaşı bu hainlerce aldatılmış kimi gafil saf insanlarımızın da katılımıyla güzel                                            

İzmir’in Menemen ilçesinde 23 Aralık 1930 yılında başlattıkları o irtica gösterisi hareketini engellemek isteyen Yedek Subay (Asteğmen) Öğretmen  Mustafa Fehmi

KUBİLAY’ın, gözü dönmüş o yobaz cani gericiler tarafından bir bağ bıçağıyla kafası gövdesinden ayrılarak hunharca  katledilmesi ve Hasan ve Şevki adında iki   bekçimizin öldürülmesi olayına -MENEMEN OLAYI- denmektedir..

 

   23 Aralık 1930 Salı sabahı Menemen’de dinsel kisvelerle cereyan eden Menemen Olayı, Laik Cumhuriyet’e karşı bir başkaldırıdır.! Ki, Büyük Gazi Mustafa Kemal Atatürk, o düşman işgalinden ve mezalimlerinden kurtuluşa ve yeniden kuruluşa, hürriyete ve Cumhuriyet’e yönelik çalışmaların zaafa kapılıp sekteye uğratılmamasını önemsiyordu..  Ulusallığın ve ulusal kalkınmanın, faziletin ve medeniyetin teminatı sayılan bu güzel Cumhuriyet’in oluşumuna ve hatta gelişip pekişmesine karşı yapılan ve hatta yapılması muhtemel olan gericilik olaylarına karşı, duyguyla değil de mantıkla, bilimle davranılması gerektiğini kavratmak için de olsa gerek, 1923’te şöyle diyordu:    

Gericilere hoşgörü göstermek yüce bir terbiye göstergesi değil, bir milletin mutluluğuna, şerefine ve namusuna göz dikenlere hoşgörüdür ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi buna izin veremez! (Gazi Mustafa Kemal, Konya, 1923)  Bizi yanlış yola sevk eden habisler (alçaklar, soysuzlar) bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, sâf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz; görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir.(1923) (melânet: Büyük kötülük, kaygılanılacak iş).  Ki, eskiden, Orta Çağ Avrupa’sında dini hizmetler parayla bizde ise “Allah rızası için” yapılıyordu.. Hıristiyanlığın para ve baskı anlayışı Osmanlı’nın da etkisiyle iyileştiyse de, bu anlayışı bizim ulemalarca, kimi din adamlarınca, din tacirlerince pek benimsenmişti.. Ki, Osmanlının Duraklama Dönemi’nden ziyade Gerileme Dönemi’nde mürtecilik de yaygınlaşmıştı.. , Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir.  diyen büyük Atatürk’ün tabirine göre Dini alet ederek, ecnebilerle işbirliği yapan yobazlara mürteci denir.(1924, Adana Türk Ocağı)  Bu nedenledir ki, (30Kasım1925’te) Tekke ve zaviyeler kapatıldı.. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık.” (17Aralık 1927)  “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet; iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.(30Ağustos1925)  Bunun içindir ki,Din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. Din ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşamalıdır.” Bu nedenledir ki,“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir; bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930) diyerek bilimin ehemmiyeti gibi laikliğin de öneminin iyi anlaşılmasını istiyordu Büyük Atatürk..

                                                 

   Menemen Olayı günlerinde,  yeni alfabemizin oluşumu ve Yeni Yazı’ya geçiş henüz iki yıl olmuştu.(1928) Yeni Alfabe’nin kabulünün önemi, Yeni Yazıya geçişin ulviyeti henüz iyi anlaşılmamıştı.. Yüzyılların oluşturduğu o kara taassup henüz aydınlığa alışamamış, medeniyete, uygarlığa yönelişler, öteden beridir kötü bir durum sandırılmıştı.. Kerkük, Musul kazanımı ihtimalini hezimete uğratan (11Şubat)1925 yılındaki Şeyh Sait Kalkışması’ndan sonra 1930 yılında oluşan, yeni Cumhuriyet’e karşı girişilen bu ikinci irticai kalkışma olayı, Menemen Olayı olarak tarihimizde yer alan kara bir lekedir.. Ki, o vakitlerde “Menemen mutaassıp küçük bir kasabaydı. Biraz gericiliği vardı. Mesela Kılık Kıyafet Kanunu ile ilk uygulamaya konulan şapkaya karşı çok düşmanlık vardı. ‘Şapkayı gavurlar giyiyor, biz nasıl giyeriz?!’ derlerdi.” (diyor o zamandaki Menemen postanesi çalışanı Sebahat ERKAL) (25 Kasım1925 yılında kabul edilen Kılık Kıyafet Kanunu nedeniyle ilk önce şapka yeniliği uygulaması oluşmuştu; kılık kıyafet uygulaması ise daha sonraları (21 Haziran1934’teki Soyadı Kanunu’nun ardından 26 Kasım1934’teki Lâkap ve Unvanların Kaldırılması Kanunu’ndan sonra 3 Aralık 1934’te) uygulamaya konuldu..) 

 

   [Ki, yeniçerili yobazlarca katledilen amcası 3’üncü Selim’le birlikte Topkapı Sarayı’nda hapsedildikleri kafes denilen yerde zindandaymış gibi kalırlarken onun kendisine söylemiş bulunduğu öğütlerinden de bilgi edinip Padişahlığı döneminde bilime, yenileşmeye, okullaşmaya önem veren ve bu nedenle (3 Mart 1829’da kararlaştırılan) “Kıyafet Kanunu” ile de asker ve memurların (ceket, pantolon ve) fes giymesini sağlayan aydın Padişah ll. Mahmut’a, ki, 2. Mahmut’un kendisi de alışılagelinmiş kıyafetlerden farklı bir kıyafet ve fes giydiğinden, gelenekçi-muhafazakar bilinen (Osmanlı ve belki de ezeli Türklük karşıtı kimi ecnebi) kesimlerce Gavur padişah(!) denilmeye başlanmıştı.! Bu bağnazlara göre, fes, gavur giysisiydi.! (Ki, Osmanlı’nın ilerleyişini istemeyen ecnebilerce ve devşirme  işbirlikçilerince,Şeriat elden gidiyor!kandırmacalarıyla, 31 Mart Kalkışması (13 Nisan 1909) olayında da görüldüğü gibi, hep dinsel kavramlarla halk yanıltılmaya çalışılmıştı.!)

 

   Cumhuriyet ile birlikte (25 Kasım 1925’te) oluşan Şapka Kanunu ile fes kaldırıldığında da, yine kimileri, vaktiyle fese karşı çıkan bağnazlar-tutucular gibi bu sefer deFes, İslam’ın bir parçasıdır, İslam giysisidir.. Şapka gavur giysisidir.!” yaygarasıyla şapka yeniliğine karşı çıkmaya başladılar.! Ve 3 Aralık 1934’te de Kılık Kıyafet Kanunu oluştuydu.. Gerçi Araplara ecnebilerden, Osmanlı’ya da (özellikle Gerileme Dönemi’nde) Araplardan geçtiği sanılan ve aslında eskiden Hıristiyan ve yahudi kadınlarının giysisi sayılan kara çarşaf, 2. Abdülhamit zamanında yasaklanmıştıysa da bir İslam giysisi sanılmaktaydı ve hâlâ sanılmakta..]

 

   Mustafa Fehmi KUBİLAY, 1930 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde Yedek Subay sıfatıyla askerlik görevini yapan vatansever bir Öğretmendi.. 1902 yılında İzmir’e, oradan Adana Kozan’a ve ardından Antalya’ya göç etmiş Giritli bir ailenin çocuğu olan Mustafa Fehmi, 1906 yılında Kozan’da dünyaya gelmiş. Kozan’da terzi çıraklığı yaparken Antalya Öğretmen Okulu’nun sınavlarını kazanmış, Antalya Muallim Mektebi ve İzmir Muallim Mektebi’nde okumuş. İzmir Erkek Muallim Mektebi’nde öğrenci iken “Kubilay” adını almış olan (ki, Kubilay adı, Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın torunu, Moğol İmparatorluğu’nun kağanı olan mücadeleci Kubilay Han’dan esinlenilerek öğretmenince veya okul tarafından verilmiş olunabileceğini varsaydığım) uzun boylu Mustafa Fehmi, son devreyi Bursa Öğretmen Okulu’nda okuyup 1926 yılında Bursa Öğretmen Okulu’ndan İlkokul Öğretmeni olarak mezun olmuş ve Aydın ilinde göreve başlamıştı.. Yedek Subay olarak askerliğini Menemen Piyade Taburu’nda yapmaktayken 23 Aralık 1930’da Menemen’de oluşan bir mürteci kalkışmasının bastırılması görevi esnasında hunharca katledilerek 24 yaşında şehit olmuştur.!” Ruhu şad olsun..

 

   Haçlı emperyalizmin işgaline ve şer Sevr paylaşımına karşı ulusallığımıza ve ulusal bağımsızlığa yöneliş için yapılan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi sonucu yeniden can bulan Türklüğün ebedi bağımsızlığının temini için büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin genç Yedek Subayı Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay; Atatürk Cumhuriyeti’ni, Cumhuriyet’in kazanımlarını onurluca savunmayı, Atatürkçü bir nesil yetiştirmeyi temel ilke edinen bir yurtsever öğretmendi.. Böyle Atatürkçü yurtsever öğretmenler kolay yetişmiyor..

 

   “Türklerin, yurt sevgisi ile dolu olan göğüsleri mel’un hırslara karşı her zaman demirden bir duvar gibi yükselecektir.diyen,  “Ulusal egemenlik, milletin namusudur, haysiyetidir, şerefidir. anlayışını gönülden öğütleyen Büyük Atatürk’ün önderliğiyle o haçlı sinsi şer emperyalizmin işgaline ve mezalimine karşı yapılan Millî Mücadele ile oluşan Büyük Ulusal Utku’nun ardından aydınlanan bu güzel Anadolu’muzun ufuklarının yeniden karartılmasına yönelen o mandacı gericileri, hilafet ve saltanat özlemciliği kisvesiyle o haçlı irticacı emperyalizme hizmet edicileri, Menemen’de Kubilay’ı boynundan bağ bıçağıyla keserek kafasını gövdesinden ayırıp yeşil bayraklı sırık ucuna takıp Menemen ilçe meydanda gezdirmeyi hüner bilen Giritli esrarkeş derviş Mehmet canisini ve yandaşı o canileri  ve gafil uzantılarını, Cumhuriyetin bu azılı kindar düşmanlarını iyi tanımalıyız ve vahşiliklerini, namertliklerini, hainliklerini daima lanetlemeliyiz.! Cumhuriyet’imize daima sebat ve azimle sahip çıkmalıyız..Her dindar söylemcilerine inanmamalıyız.. “Osmanlı İmparatorluğu’nu Ortadoğu’da parçalama başarısını, yöredeki antik mozaiği birbirine karşı kullanarak elde ettim.” itirafında bulunan,  “Türkiye’yi bölüp parçalamak için, taşla tüfekle savaş yapan ordusuna ‘Din düşmanı’, ülkesini sevenlere ise ‘Türkçü, ırkçı, kafatasçı’ diyeceksiniz; aksi taktirde Türkleri yenemezsiniz..” sözünü ortaya atıp yaygınlaşmasını sağlayan İngiliz casusu Lawrence, Arapları dinsel entrikalarla Osmanlı’ya karşı ayaklandırmıştı.. Türkleri  de dinsel nifaklarla birbirine düşürmeye çalışan Türklüğün düşmanı Lawrence oyunlarına karşı dikkatli olunmalı ve dik durulmalıdır! Ki, “Türkleri savaşarak, asker ve silah kullanarak asla yenemezsiniz. Türklerin sadece din adamlarını ele geçirip onları devşirip kullanın. Onlar zaten Devleti yıkarlar.!” diyen İngiliz Winston Churchill’in sözü de unutulmamalıdır:! 15 Temmuz’da da görüldüğü gibi sahte din adamlarının dinsel ve millîsel görünümlü söylemlerine asla inanılmamalı; özünde ve mazisinde Türklük ve Atatürk karşıtlığı bulunanların koyun postuna bürünmüş çakal misali göstermelik şirin söylemlerine asla adlanılmamalı; bu sinsi şer mihrakların Türklüğe, Atatürk İlkelerine, Laik Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in kazanımlarına karşı sürdürdükleri ve sürdürecekleri sinsiliklerine, entrikalarına ve şer eylemlerine karşı daima onurluca karşı durulmalıdır.!

 

   Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez!Ya İstiklâl Ya Ölüm!” parolasıyla Samsun’a çıkıp “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” düsturuyla Millî Mücadele’mizin başlatıcısı, işgalden kurtuluşumuzun öncüsü, Laik Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe, tarihimize ışık tutan o ünlü Gençliğe Hitabe’sine aydınlık getiren şu veciz öğütleri de iyi anlaşılmalıdır: Bütün kötülüklerin başlangıcı, cehalettir; memleket ve insanlık ufuklarına kara bir bulut gibi iner, esirlerini korkunç uçurumlara sürükler.  Bu nedenledir ki, “Cumhuriyet; fikirce, bedence ve ilim bakımından kuvvetli ve yüksek seciyeli (karakterli) muhafızlar ister. Arkadaşlar; inkılâbımız Türkiye’nin asırlar için saadetini garanti etmiştir. Bize düşen, onu idrak ve takdir ederek çalışmaktır. (11.09.1924, Bursalılarla Konuşma). Bundan dolayıdır ki, Türklerin, yurt sevgisi ile dolu olan göğüsleri mel’un hırslara karşı her zaman demirden bir duvar gibi yükselecektir.diyordu Atatürk.. Efendiler, vatanın birliğini, hürriyet ve istiklâlini temin eden milletimizi Cumhuriyet idaresine kavuşturan inkılâbımız; iktisadi refah ve saadetimizi, medeniyet aleminde lâyık olduğumuz yeri de temin edecektir. (16.09.1924, Trabzonlularla Konuşma). Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların (devrimlerin) gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.(1925) diyen Atatürk, “Kara taassup sana karşı gelse bile boyun eğmeyeceksin!” demekteydi..  

 

   Düşman işgalinden ve mezaliminden “Kurtuluş”umuzun öncüsü, yeniden “Kuruluş”umuzun mimarı, ulusallığımızın ve ulusal tam bağımsızlığımızın rehberi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün bu sözlerine ilave edilebilecek nicesi bulunan bütün bu güzel sözleri, bunca tarihi veciz öğütleri, Türk’ün vatan sevgisini ve aydınlık güzel yarınlarımız için bu vatana sevgiyle, ilgiyle, inançla, azimle ve özveriyle önem verilmesinin gerektiğini ehemmiyetle öğütlemektedir..

 

   Aç çakallar misali birbirlerini yemeye çalışan o haçlı batılılarca oluşan Birinci Dünya Savaşı’nın o zalim kanlı hesaplaşmaların önemli bir kısmı bu topraklarda sergilendiydi.!  Dünyayı sarsan o İlk Cihan Harbi, o saldırgan emperyalist haçlı düşmanların Çanakkale’de büyük bir hezimete, büyük bir hüsrana uğramalarıyla bitmesine rağmen, o melun emperyalistlerin masa başı entrikalarıyla, Mütareke (Mondros Mütarekesi- 30 Ekim1918) dayatmalarıyla yeniden saldırıya, bu güzel toprakları işgale ve paylaşıma yöneldiydiler.!  Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa  Kemal Atatürk’ün önderliğinde coşup şahlanan o nice Şanlı Şehitlerimizin ve Kahraman Gazilerimizin o yokluklarda, bin bir zorluklardaki kahramanlıklarıyla o işgalci düşmanı bu yurttan attıydık.! Ne hazindir ki, o işgal yıllarının mandacılarının  ve uzantılarının gaflet ve ihaneti öteden beridir süre gelmekte; Kubilay’a ve bunca Kubilaylar’a,  o haçlı emperyalizmin işgalinden kurtuluşumuzu ve yeniden özgürlüğe yönelik kuruluşumuzun sağlayıcısı Gazi Mustafa Kemal’e  ve  Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal’in Aydınlık Yolu’ndan gitmeyi millî görev bilen  nice Mustafa Kemalcilere, Mustafa Kemal’in Askerleri’ne ezeli kindarlıkları, sinsi kumpasları, şer entrikaları devam ede gelmekteydi.!

 

   Ulusallığımızın ve Ulusal Bağımsızlığımızın Öncüsü, Cumhuriyet’imizin Kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı ebedi Başkomutan bilen ve Mustafa Kemal’in Askeri olmakla gurur duyan yedek subay genç Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay ve nice Kubilaylar; Uygarlık taslayan o haçlı Batı’nın Orta Çağ karanlığından kurtulmasını sağlayan Cihan İmparatorluğu Osmanlı’nın ufkunu karartmaya çalışan o haçlı irticaya, (24Temmuz1923’te) Lozan’da tarihin çöplüğüne atılan şer Sevr’in bop ile yeniden horlatılması peşinde koşuşan o haçlı emperyalizme, gericiliğe, bölücülüğe, eski yokluk günleri diye tabir edilen geriye dönüşüme, çözülüp bölüşüme ve o haçlı emperyalizmin karanlığına karşı onurluca karşı duruşun simgesidir.. Emperyalizmin ve işbirlikçisi o haçlı irticanın, mandasever takkiyecilerin, Türklüğün ve Türkiye’nin sinsi düşmanlarının, Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün ve Atatürk Cumhuriyeti karşıtlarının bu güzel yurdumuza yönelik sürüp giden o Sevr uzantısı sinsi şer entrikaları tez bozulmalıdır.. Dünkü işgal yıllarının benzeri şer senaryolarının, heyet-i nasiha entrikalarının gelecekte de devam edeceği unutulmamalı, o haçlı emperyalizmin sinsi şer oyunlarına karşı daima uyanık bulunulmalı, Sevr bop paylaşım senaryolarına onurluca karşı durulmalıdır.. Hurafelerin karanlığından arınıp daima aydınlığa dosdoğru yönelinmelidir..

 

   Ki,üfürülen irticanın efsununa kapılan Derviş Mehmet ve birkaç yandaşı, Manisa’dan hareket ederek yollarından geçtikleri köylerden temin ettikleri silahlarla birlikte İzmir Menemen’e giderek sabah namazı esnasında camiye girerler.. Derviş Mehmet, camide namaz kılanlara kendini “Mehdi” olarak tanıtır, dini korumaya geldiklerini söyler..  Dördü silahlı bu 6 kişi, “Arkalarında 70 bin kişilik bir Halife ordusunun olduğunu, öğle vaktine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceği.!” tehdidiyle  cemaate gözdağı vermeye çalıştılar.. Cami içinden aldıkları arapça dinsel ifadeler yazılı bir yeşil bayrakla dışarıya çıktılar.. Uzun bir sırığa bu yeşil sancağı taktılar ve bu sancaklı sırığı meydana dikerek etrafında dönmeye başladılar.. Arapça konuşan bu kişilerin tekbir sesleri de halkın meydana doluşmasına neden oldu..

 

   Menemen’de Hükümet Meydanı denilen geniş bir alanda halka hitaben “ Din elden gidiyor! Kafirler bizi dinimizden ayırmaya çalışıyor! Şapka giymeye zorluyorlar.!.” gibi sözlerle ve silah zoruyla halkı kendilerine katılmaya, sancakları altında toplanmaya zorluyorlardı.. Derviş Mehmet, kendisinin mehdi olduğunu, şeriatı ilan ettiğini, kendisine kimsenin mukavemet edemeyeceğini, hilafetin geri getirileceğini söylüyordu.! Yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyetin kazanımlarının, Cumhuriyet Devrimleri’mizin karşıtı bu konuşmalar, çevresindekilerce alkışlanıyordu.! Bu bilgi, Menemen’de konuşlu bulunan 43’üncü Piyade Alay Komutanlığı’na iletildi.. Alay komutanı, o esnada bir manga askeriyle eğitime başlamakta olan yedek subay Kubilay’ı olay yerine görevlendirerek teçhizat donanımına, “ dair bilgilendirmeler yaptıysa da genç yedek subay Kubilay, tam teçhizat donanımı  yapmadan, cephane almadan günlük eğitime yönelik bulundukları o vaziyetteki mangasıyla birlikte olay yerine olan yöneldi..

 

   -23 Aralık (1930)- sabahı, Menemen’de Hükümet Meydanı denilen geniş alanda oluşan dinci kalkışmayı 26 kişiden oluşan müfrezesiyle bastırmaya giden Piyade Yedek Subay Mustafa Fehmi Kubilay, olay yerine geldiğinde müfrezesine süngü taktırdı ve erlerini müfreze çavuşuna bırakarak tek başına o ayaklanmacı mürtecilerin yanına gitti.. Meydanda lider konumda bulunan Derviş Mehmet’e, “Yaptıklarının suç olduğuna, bu eylemin sonlandırılmasına, kan dökülmeden çekip gitmelerine veya teslim olmalarına ” yönelik bir açıklamada bulunmuştu Kubilay.. Bu esnada zikir hareketlenmesi de oluşmaktaydı ve oluşan itiş kakış esnasında bir meczup tabancasını ateşleyince Kubilay yaralanmıştı. Bunun üzerine olaydan etkilenen Kubilay’ın müfrezesi ateş açtı, fakat, mermiler lastikten eğitim mermisi olduğundan etkisizdi.. Bu eğitim mermilerinin etkisizliği üzerine Derviş Mehmet’in, “Bakın, bana mermi işlemiyor!” diyerek böbürlenmesi çevredekileri de etkilemiş, Kubilay’ın emrindeki askerler de oluşan panikle dağılmışlardı..  Orada bulunan halk ise olaya müdahale edeceğine adeta seyrediyor, bu yanlışlığa, bu bağnazlığa, Cumhuriyet’e karşı girişilen bu kalkışmaya adeta alkış tutuyordu.!  

 

   Yedek Subay Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay, Derviş Mehmet’in etrafında toplanan gericilerin ayaklanmasını önlemek isterken derviş Mehmet’in bir adamı tarafından vurulması nedeniyle oluşan kargaşa esnasında oradan uzaklaşmak isterken sığınmak için gittiği Hükümet Konağı’nın giriş kapısı kapalı olunca Hükümet binasından geri dönüp meydanın diğer yanında bulunan cami (Gazez Camii) avlusuna yöneldiydi korunmak için.. Kan kaybından bitkin düşen Yedek Subay Öğretmen Kubilay, can havliyle sığınmak için yöneldiği cami avlusunda Derviş Mehmet ve adamı tarafından kıstırılıp yakalandı..

 

   Genç Öğretmen Yedek Subay Kubilay’ın, Giritli Derviş Mehmet canisi tarafından yüzüstü yatırılıp kör bir bağ bıçağıyla hunharca boynundan kesilerek kafasını  gövdesinden ayırarak öldürülmesinin ardından gövdeden ayrılan kanlı kesik kafanın yeşil bayraklı bir sırığın ucuna  takmaya çalıştılarsa da başaramadılar.! Bağlamak için ip bakındılar.. Bu esnada, Silah seslerini duyup olay yerine yetişip tabancasıyla müdahale etmek isteyen Mahalle Bekçisi Hasan ve bu bekçi arkadaşının yardımına koşan Kır Bekçisi Şevki de bu canilerce vurularak öldürüldüler.. Kubilay’ın kesik kafası sırığın ucunda durmayınca bulunan bir iple sırığın ucuna bağladılar.! Sırığın ucuna takılı Kubilay’ın kesik başının meydanlarda gezdirilmesiyle kandırılan ve korkutulan kitlelerin yeşil bayrak etrafında toplanmasına yönelik gelişen Laik Cumhuriyet’e karşı bu kalkışma olayı da Ordu birliklerince bastırıldı..

 

   Halkın arasına karışmış isyancılara gereği uyarılarda bulunulduysa da Menemen meydanına diktikleri direğin ucuna astıkları sancak etrafında toplanılmasını,  mehdi(!) olduğunu söyleyip “Bana kurşun işlemez!” iddiasında bulunan derviş Mehmet, oluşturduğu grubun dağılmayacağını belirtiyor, Cumhuriyeti ve kazanımlarını eleştiriyor, kendisine ve sancağına itaat edilmesinde ısrar ediyordu.. Grup dağılmayınca çatışmaya dönüşen bastırma eyleminde Derviş Mehmet ve birkaç adamı da vurulduydu.. Bazıları kaçtıysalar da sonradan hepsi birden yakalandı.. Olayla ilgili yargılama sonucu ağır suçlu bulunan 36 kişiden bir kısmı yaşları nedeniyle cezaları ağır hapse çevrildi; 28 kişi ise suçlu bulunarak idam edildi..

 

   Menemen’de ve yakın bir zamanda meydana gelen gaflet hareketleri ve ihanetler, dünkü işgalcilerin piyonlarıyla geliştirdikleri vahşetlerdir.! Bu durum da gösteriyor ki, dünün o emperyalistlerince ve uzantılarınca; Atatürk’ün Ordusunun, bu güzel Türkiye’mizin dönüştürülmesine, geriye götürtülüp bölüştürülmesine daima engel arz ettiğinden “Türk Ordusu ancak üzerinde şer oyunlar oynanarak durdurulabilir!” fikriyle Şanlı Ordumuza yönelik sinsi şer entrikalar tertipledikleri ve de benzeri yeni yeni sinsi şer entrikalar tertipleyebilecekleri de  unutulmamalıdır.!! Bu nedenledir ki, Büyük Atatürk, En büyük düşman cehalettir!demişti ve bu cehaletten tez kurtulmamızı istemişti..

 

 Müslümanları halife hülyasıyla hâlâ oyalamaya ve aldatmaya çabalayanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır.Ki,“Din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. Din ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır.”, “Biz inkılâba ulaşmak için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız, yalnız muharebe meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin dahilinde de döküldü. Biliyorsunuz ki, Hendek’te, Bolu’da, Konya’da, Yozgat’ta vesair memleketimizde birçok isyanlar meydana geldi. Ve bunların hepsi bastırıldı. Temenni ederim ki, bu dökülen kanlar yeterli olsun ve bundan fazla kan kökümlesin.”( Bursa, 20 Ocak 1923), Arkadaşlar; inkılâbımız Türkiye’nin asırlar için saadetini garanti etmiştir. Bize düşen, onu idrak ve takdir ederek çalışmaktır.(11.09.1924, Bursa),Efendiler, vatanın birliğini, hürriyet ve istiklâlini temin eden milletimizi Cumhuriyet idaresine kavuşturan inkılâbımız; iktisadi refah ve saadetimizi, medeniyet âleminde lâyık olduğumuz yeri de temin edecektir.der. (Trabzonlularla Konuşma, 16.09.1924)

 

   “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır.(1925, Kastamonu) diye de bir öğütte bulunan Cumhuriyet’imizin Kurucusu Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu hazin “Menemen Olayı”na çok üzülür ve 27 Aralık 1930 günü de Ordu’ya hitaben yayımladığı mesajında şu önemli satırları kaleme alır ve Cumhurbaşkanı ve Başkomutan olarak o zamanın Genelkurmay Başkanı olan Fevzi (Çakmak) Paşa’ya gönderdiği başsağlığı telgrafında şöyle der:

   Menemen’de ahiren (son zamanda) vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabıt Vekili Kubilay Bey’in vazife ifa ederken duçar olduğu (uğradığı) akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kubilay Bey’in şahadetinde mürtecilerin (gericilerin) gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkâr bulunmalarının bütün Cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen;  dahilî her politika ile ihtilâfın haricinde ve fevkinde (üstünde) muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur.

 

    Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim (acılı-elemli) etmiştir. İstilânın acılığını tatmış bir muhitte genç ve kahraman Zabit Vekili’nin uğradığı tecavüzü milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir suikast telâkki (kabul) ettiği ve mütecasirlerle (küstahlarla), müşevvikleri (teşvik edenleri), ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu mes’eledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkile yerine getirmeye matuftur.

  

   Büyük Ordu’nun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkûreci (ülkü-cü) muallim heyetinin kıymetli uzvu (Cumhuriyet’in idealist öğretmen kadrosunun kıymetli üyesi) Kubilay Bey, temiz kanı ile Cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır. (28 Aralık 1930)(Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal)

   (Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da Atatürk’ün Menemen Olayı ile ilgili bu mesajını aynı tarihte yayımladığı bir tamim ile Kahraman Ordu’muza tebliğ eder. -28 Aralık 1930)

 

  Hiçbir ülke yoktur ki, kendi içerisinde bizim kadar hain yetiştirebilsin.Türkiye için en büyük tehlike, laikliği istismar edecek olan şeriat düşkünü siyasi akımlardan gelecektir.” diyen  ( dönemin Başbakanı ve Ebedi Cumhurbaşkanı’mız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ten sonraki 2. Cumhurbaşkanımız) İsmet (İNÖNÜ) Paşa’nın da mesajı şöyleydi:

   “.. Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu zavallılar lâikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler. Gerçekte ise menfaatlerini kaybetmişlerdir. Onu istiyorlar..

   Kubilay, devrim uğruna, vatan sevgisi ve bütünlüğü yolunda yalnız başına, kuvvet hesabı yapmayan bir idealist vatanseverlik örneğidir. Kubilay, millet yolunda canını her an fedaya hazır olan geleneksel Türk yaradılışının müstesna abidesidir.”

                                                                       (İsmet İNÖNÜ, TBMM, 1 Ocak 1931)

(dendiği bu tarihten itibaren TBMM tarafından bir aylık sıkıyönetim kabul edildi ve ardından 2 Şubat 1931’de bir ay daha uzatıldıydı..)

 

   (“Gereğinden fazla merhamet, Vatana ihanettir.” diyen yüce Atatürk, Menemen Olayı’nın doğrudan kurduğu Cumhuriyet’i hedeflediğini ve bu nedenle olayın her yönüyle araştırılmasının ve suçluların en ağır şekilde cezalandırılmasını ve hatta bu hazin olaya seyirci kalanların, açıktan açığa destekleyenlerin başka başka yerlere göç ettirilmesinin ve hatta oranın ibreti alem için yerle bir edilmesi istediğindeydi, denilmeketeydi..  Çünkü, “Vatan menfaatten üstündür.” “Vatan”ın ulviyetini de “Yurt Sevgisi Ona  Hizmetle Ölçülür.diye belirterek  “Vatan”ın kutsiyetini dillendiren Yurtsever Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, Cumhuriyet’imize yönelik bu vahşete çok üzüldüğünden (o vakitlerde) “Menemen’i haritadan silin!” dediği söylentisi bile yayılmaya başlamıştı!.)

 

   O işgal yıllarında bile Şeyhülislam Mustafa Sabri gibi kimi din adamlarımız o işgalci  haçlı emperyalizmin bu güzel vatanımıza saldırılarını ve Anadolu insanımıza yönelik nice mezalimlerini  eleştirmeleri duyulmazken ve ne hazindir ki, o işgalcileri hep el üstünde tutmaya çalışırlarken Millî Mücadele’mizi, Mustafa Kemal’in ve silah arkadaşlarının bu güzel vatanı işgalden kurtarmaya yönelik çabalarını hep eleştirip kötülemişler, din karşıtı eylemler olarak söyleyedurmuşlar ve hatta Mustafa Kemal’i ve silah arkadaşlarını gıyaplarında idama çarptırmışlardı.! Ki, 1914’ten, Çanakkale’den beridir vatan toprağımıza saldıran, Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) bahanesiyle kırk ayı aşkın bir sürede bu güzel Anadolu’muzda mezalimlerde bulunan o mezalimci yunan ordusunu halife ordusu kabul etme onursuzluğunu gösteren o yobazların dünkü gibi günümüzde ve gelecekte de benzeri dinsel söylemli oyunlarına aldanılmaması için Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bir öğüt için söylediği şu veciz sözü de asla ve asla unutulmamalıdır; Millî  varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım! Böylelerine karşı bir Türk ozanının dediği gibi, ‘Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim. Düşmanlarımıza bu gerçeği ifade ettiğimiz gün, kanımıza, ülkümüze, geleceğimize yan bakan her kişiyi düşman bellediğimiz gün, millî benliğe uzanacak her eli şiddetle kırdığımız, milletin önüne dikilen her engeli hemen devirdiğimiz gün, gerçek kurtuluşumuza ulaşacağız. Ve sizler gibi aydın, kararlı, inançlı gençler sayesinde o kurtuluşa kavuşacağınıza inanabilirsiniz. (20 Mart 1923, Konya Gençleriyle Konuşması’ndan)

 

   Çok iyi bilinmelidir ki, Türklüğün ve Türkiye’nin millî dayanışmasının ve de ulusal kalkınmamızın ve ulusal bağımsızlığımızın harici ve dahili düşmanları, yine o savaş ve o işgal yıllarının İngiliz casusu Lawrence veya emperyalizm yandaşı Anzavur Ahmet, Derviş Mehmet, dinsel misyoner gibiler misali millî değerlerimizi, Millî Bayramlarımızı, Millî Anma Günlerimizi sabote etmek için manevi değerlerimizi kullanmaya kalkışacaklar, dinsel propagandalarla millî hassasiyetlerimizi zedelemeye, gençliğimizin, halkımızın zihnini bulandırmaya, kindar-dindar söylemlerle gençliğin kafasını bulandırmaya, insanımızı Atatürk Yolu’ndan saptırmaya, Ordumuzu yıpratmaya, yurdumuzu ve ulusumuzu Cumhuriyetin aydınlığından uzaklaştırmaya çalışacaklardır.! Açılım saçılım gaflet ve dalaletiyle ve hatta hıyanetiyle o haçlı emperyalizmin Sevr hülyasına hizmet etmeyi, o haçlı emperyalizmin bop tuzağına bu ülkeyi itmeyi hüner sanacaklardır.! Bunun içindir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin oluşumunu sağlayan, kuruluşunu sağladığı Türkiye Cumhuriyeti’mizin vatanı ve milletiyle bir bütünlüğünün ve hür ebediliğinin temini için parlamenter sisteminin gerekliliğine büyük bir ehemmiyet gösteren ve de bu ehemmiyetin gösterilmesini isteyen, “Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır.” diyen Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu önemli öğüdü de asla unutulmamalıdır. Bu önemli öğüt de çok iyi anlaşılmalıdır ve de dosdoğru uygulanmalıdır. Ki, Atatürk’ün, Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin! sözü sadece laf değildir, liderleri, yöneticileri, üyeleri bu çerçeve doğrultusunda tahlil dilmeli, Cumhuriyet karşıtlarının oyunlarına gelinmemelidir.! Çünkü bu güzel Cumhuriyet; cumhuriyetçilerle, Atatürk’ün yolunda Atatürk İlkelerini ve Devrimlerini dosdoğru ve sebat ve azimli savunmayla yücelir..

 

   Ki,Millîlik,Yerliliksadece  laf değildir; çünkü “millîlik”, “yerlilik”; vatan toprağımıza, stratejik ulusal yatırımlarımıza, ulusal tarıma ve sanayimize,millî üretimimize, yerli tohumlarımıza ve yerli malımıza, Cumhuriyetin tüm kazanımlarına, Ay yıldızlı al bayrağımıza, kahraman ordumuza, ulusal tam bağımsızlığımıza, Türklüğümüze ve Türkçe’mize, kıyılarımıza- adalarımıza-limanlarımıza-sularımıza-hava alanlarımıza onurluca ve azimle sahip çıkmaktır ve de dünün işgalcisi ve o şer Sevr paylaşımı entrikacısı ve bop kumpasçısı o haçlı emperyalizme, o emperyalizmin truva atlarına, misyonerlerine ve manda özlemcilerine onurluca ve azimle karşı durmaktır.. Emperyalist haçlı batılılarca, bop kurgulayıcılarınca güdülen günümüzdeki hilafet saltanat söylemleri, Osmalıcılık övgüleri, onları sevdiklerinden değil, Türklüğü ve de Atatürkçülüğü sarsmaya, millî birlikteliğe nifak sokup tefrika katmaya ve hata dünün o şer Sevr’ine ve uzantısı bop tuzağına ortam hazırlama oyunlarıdır.! Çok iyi bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti;  Laik Cumhuriyet’e kindar-emperyalizme itaatkar nesillerle değil, Andımız’dan, Nutuk’tan ve Atatürk ve Atatürkçülük içerikli müfredattan ilham almış gerçek maneviyat bilincindeki laik çağdaş eğitimli Atatürkçü Gençlikle, Atatürkçü bireylerle yücelir, vatanseverlerle yükselir ve ebedileşir..

 

   Atatürk Yolu’nda görevi uğrunda, 23 Aralık 1930’da, o vahşi saldırıya maruz kalıp yaşamını yitirdiği İzmir Menemen’de anısına  26 Aralık 1934’te (altıgen bir kaide üzerinde 15 metreyi aşkın dört köşeli dikili taş anıt (15.66 m) ve önünde 4 metreye yakın bir boyda (3.98m) Türk Genci heykeli bulunan) bir anıt dikilen Devrim Şehidi Yedek Subay (Asteğmen) genç Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Menemen şehitlerimizi, İstiklâl Savaşı’mızın Şanlı şehitlerini ve ebediyete intikal eden kahraman gazilerimizi  saygıyla, rahmetle ve şükran duygularıyla anmak; İstiklâlimizin ve istikbalimizin temeli sayılan Atatürk İlkeleri’ni ve Atatürk Devrimleri’ni iyi anlamak ve iyi anlatıp onurluca savunmak; şanlı şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin yüce emaneti bu kutsal vatanımızın korunup kollanmasına ve bu güzel yurdumuzun ve ulusumuzun yüceltilmesine ve refaha kavuşturulmasına, ulusal bağımsızlığımızın ebedi kılınmasına azimle ve dürüstçe çaba sarf etmek ulusal ve onursal bir görevdir..

 

   Devrim şehidimiz Yedek Subay Öğretmen Mustafa Fehmi KUBİLAY’ı rahmetle, şükranla anıyoruz.. Mustafa Fehmi KUBİLAYın anıtı, Menemen’e hâkim bir tepe üzerine Heykeltıraş Ratip Aşir Acudoğu tarafından 1932 yılında yapılmıştır. Anıt, Kubilay Kışlası’nın (57. Topçu Tugay Komutan Yardımcılığı) içersindeki etrafı çam ağaçlarıyla çevrili en yüksek rakımlı bir tepenin üzerindedir. Elinde mızrağıyla ufka doğru bakan genç heykeli Türk Gençliği’ni temsil eder. Onun altında ise Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin bir bölümü yer alır. Arka alanda yan yana yükselmekte olan üç sütundan soldaki sütun Kır Bekçisi Şevki’yi, ortadaki sütun Asteğmen Kubilay’ı ve sağdaki sütun ise Mahalle Bekçisi Hasan’ı temsil etmektedir. Anıtın arka tarafında ise  -“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”-  sözü yazılıdır.

 

   İnsanlığın emek düşmanı o haçlı emperyalizmin ve işbirlikçisi Sevr uzantısı o haçlı irticanın nice yurtseverlerimizi karalamaya, yıpratmaya çalıştığı ve karşı devrim için fırsat kolladığı bir ortamda emperyalizme ve yandaşı o haçlı irticaya ve Sevr yandaşı o karşı devrimin truva atı mandacı takkiyecilere, bölücülüğe, gericiliğe, müstemlekeliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa- yalana-talana, cehalete ve ihanete karşı ulusal mücadeleyi ulusal görev bilen, Cumhuriyetin kazanımlarını azimle onurluca savunmayı ilke edinen nice yurtsever Atatürkçü Kubilaylar’ın sebat ve azimle Atatürk Yolu’ndaki ulusal çalışmalarını saygıyla kutluyorum..

 

   Devrim Şehidimiz Asteğmen (Yedek Subay) genç Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı, İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet şehitlerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum. “İlkemiz, Atatürk’ün İlkesidir; Ülkümüz, Atatürk’ün Ülküsüdür; Yolumuz, Atatürk’ün Yolu’dur.” diyen nice vatanperver yurtseverleri ve bu anlayışla “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diyen o yaşlı, genç nice Mustafa Kemaller’i, Devrim Şehidi Mustafa Fehmi KUBİLAY gibi cefakar vatansever nice Kubilaylar’ı saygıyla selamlıyorum.

                                               

                                                 Kemal KOÇÖZ (Eğitimci)

                                                          ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği)

                                                          Karasu Şubesi Kurucu eski Başkanı

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 37 17
  • 2 İstanbul Başakşehir 36 18
  • 3 Fenerbahçe 34 18
  • 4 Alanyaspor 32 18
  • 5 Trabzonspor 32 17
  • 6 Beşiktaş 30 17
  • 7 Galatasaray 27 17
  • 8 Yeni Malatyaspor 24 18
  • 9 Gaziantep FK 24 18
  • 10 Göztepe 23 17
  • 11 Denizlispor 22 17
  • 12 Çaykur Rizespor 20 17
  • 13 Gençlerbirliği 18 17
  • 14 Konyaspor 18 18
  • 15 Kasımpaşa 15 17
  • 16 Antalyaspor 14 17
  • 17 MKE Ankaragücü 12 18
  • 18 Kayserispor 10 18
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
CHP Adapazarı örgütü İlçe Binasında bayramlaştı
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA